Erol Yılmaz
Erol Yılmaz

Erol Yılmaz

Juggler & Performer

Derin

Derin bir kuyunun yanındayım, içinden gelen belli belirsiz uğultular eşim ile kızım İpek’in konuşmalarını andırıyor. Kuyu’yu sol tarafımda bırakarak karşıya bakıyorum, bulanık bir görüntü etrafımı sarıyor, büyükçe bir köşkün bahçesindeyim sanki. Az ileride köşkün devasa açık mavi kapılarını görür gibiyim, babamın evi değil mi burası? Kapıya doğru ilerliyorum ama kuyudan işittiğim sesler uzaklaşıyor benden, ensemde soğuk bir yel başımı okşayıp duruyor, ürperiyorum bi an. Paltomun yakalarını kaldırıyorum. Bahçede ki elma ağaçlarının kokusu çarpıyor burnuma, çocukluğumda ne çok yerdim. Evet evet babamın evi burası, iyi de benim ne işim var burda şimdi? Babam öldükten sonra satmamış mıydık burayı? Bir an önce kapıyı çalıp neler olup bittiğini sormalıyım, belki de babam hala burdadır! Ama önce önümde duran üzerinde çatlakları ve aşınmışlığıyla her daim ben burdayım diyen merdivenleri aşmam gerek. Adımlarım ne kadar da ağırlaştı böyle, şuraya yığılacak gibiyim. Dedem gibi usul usul tırmanmaya başladım merdivenleri. Kuyudan gelen sesler artmıştı sanki, İpek’in sesini duyamıyordum… elma kokusunun yerine etrafı küf kokusu sarmıştı, alnımda boncuk boncuk ter birikmişti. Bedenimi ateş basmıştı. Neler oluyor böyle az önce üşümüyor muydum ben? Önümdeki kocaman kapı da nereye gitti? Salih Amcam’ı görür gibiyim…

  • Bakın bakın, açıyor gözlerini, kendine geldi.
  • Oh çok şükür!